23 Haziran 2016 Perşembe

Kurtlarla Koşan Kadınlar / Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler…

Hayır, bu kitabı bir solukta okumadım…
Evet, bazı bölümleri okurken anlamakta zorlandım…
Bazen ara verdim okumaya…
Kitabın kapağını kapatıp hikâyenin içine girdim bazen…
Ama elimden hiç bırakmadım bu kitabı…
Okudum, düşündüm, notlar aldım ve hikâyede kurtlarla birlikte yürüdüm…
Bir vahşi kadın olarak…



  Edebiyat fakültesinde okurken Mitolojiye Giriş diye dersim vardı ve ben bu ders kitabını çalışmaz resmen bir kitap okur gibi okurdum. Ve mitolojiye, özellikle Türk Mitolojisine hayran kalırdım. O günden bu güne mitoloji benim özel ilgim oldu, içinde anlatılanlara birlikte. O sebeple de bu kitabı okurken o dönemde okuduğum benzer mitolojik hikâyelere ve çözümlemelere benzer bir keyifi aldım.

Unutmayın ister bir çiçeğin yarısı, ister dörtte üçü, isterse tamamı açmış olsun çiçek açıyor deriz.

Kitap, mitolojik öyküleri kadın bakış açısı ile kadınların hayatını anlamak adına yorumluyor. Ve öyle noktalara parmak basıyor ki yazarın analizlerine hayran olmamak elde değil. Kitapta on altı ana başlık altında ana hikâyeler ve bunlara paralel hikâyeler mevcut. Kadın yaşamı ile ilgili çözümlemeler ile bu hikâyeler deşifre ediliyor. Bu çözümlemelerin içinde öyle bölümler, öyle analizle var ki kitaptan alacağım notlar bayağı çok olacak benim için.



ve artık uzattığımız saçları duygularımızı saklamak için kullanmayalım.

Yalnız ufak bir not, mitolojiyle hiçbir ilginiz yok ise ve hikâyeleri yorumlama anlamlandırma hakkında pek bir şeyler bilmiyorsanız size sıkıcı ve hatta ağır gelebilir bu kitapta anlatılanlar. Çünkü kitabın dilli yoğun bir mitoloji çözümlenmesini gerekiyor. Bu bilginiz yok ise kitaptan benim kadar keyif almaya bilirsiniz.

Bence her kadının, hele ki bizim gibi gelişmiş olan ülkedeler deki her kadının Rio Abojo Rio yani nehrin altındaki nehri duyması ve beslemesi gerekir. Bunu yaparken de bu kitap kadar Türk Mitolojisiden de , Umay Ana’dan da yardım alabiliriz… Ve içindeki uçmayı bırakan atmacayı geri çağırması gerekiyor kadınların…

Harpy sendromu; yetenek ve çabaları küçümseyerek ya da son derece yerici bir içsel diyalog kullanarak tahrip etmektir.
Bir kadın bir fikir ortaya atar ve Harpy onun üstüne sıçar.
Kadın ‘’ Şey, şunu şunu yapmayı düşündüm der. ‘’
Harpy ‘’ Bu aptalca bir fikir, kimse bunlarla ilgilenmez, gülünç denecek kadar basit. Pekâlâ, sözlerimi bir kenara yaz, fikirlerin çok budalaca, insanlar sana gülerler aslıda söyleyecek bir şey yok. ‘’ der.
Harpy konuşması budur.

bu kitabıb yorumunu,  Harpy’in sesine direnen tüm yarım kadınlara armağan ediyorum.

Yazarın dediği gibi psikanalitik bir öğüt mü istiyorsunuz?
Gidin kemik toplayın…
Sevgiler…




17 Haziran 2016 Cuma

Dinle Küçük Adamdan ….

Bir kartal, tavuk yumurtaları üzerine kuluçkaya yatsa ne olur biliyor musun küçük adam?
Başlangıçta kartal, yumurtalardan kartal yavrular çıkacağını, bunların büyüyüp küçük kartallar yetiştireceğini sanır. Birde bakar ki yumurtalardan civciv çıkıyor. Çaresizlik içinde bulunan kartal, civcivlerin büyüyüp kartal olacağı umuduna sarılır bu kez.  Ama civcivler büyüp büyüp birer tavuk haline gelmektedir.

Kartal bu durumda, gıdaklayan tavuklarla civcivleri yeme itkisi duyar. Onu yemekten alıkoyan tek şey küçük bir umuttur; bu civcivlerden birinin bir gün küçük bir kartal olabileceği, büyüyüp kendisi gibi yetenekli, kendisi gibi çok çok yükseklerdeki yuvasından bakıp uzakları görebilecek, böylece yenidünyalar, yeni düşünceler ve yeni yaşama biçimleri bulunduğunu anlayıp bunları arayabilecek büyük bir kartal olabileceği umudu. Üzgün ve yalnız kartal yumurtalardan çıkan tavuk ve civcivleri yemekten alıkoyan şey yalnızca bu küçük umuttur işte.

Tavuklarla ve civcivlerle gelince, onlar bir kartalın kuluçkaya yatması sonucu dünyaya geldiklerinden habersizdirler. Nemli, karanlık vadilerde çok çok yükseklerde sarp kayaların üzerinde yaşadıklarından habersizdiler.   Tek başına kalmış kartal gibi uzaklara bakmazlar. Kartalın kendilerine getirdiği yiyecekleri tıkınıp durmaktadırlar boyuna, durmada gagalamakta ve karınlarını doyurmaktadırlar. Yağmur yağdığında ya da fırtına koptuğunda onun güçlü kanatları altından ısınmakta, korunmaktadırlar. Kartalsa kimsenin yardımı olmadan kendi gövdesini fırtınaya siper etmektedir.

Daha da kötüsü, bu tavuklar ona tuzaklar kurmakta, siperler ardına gizlenerek ona ucu sivri kaya parçaları, taşlar atmaktadırlar. Onların kendisine kötülük yaptığını anlayan kartal önce bu tavukları parçalama istediği duyuyor. Ama düşünür, onlara acımaya başlar. Belki, diye umar, gün gelir, bu yalnız önünü gören ve gıdaklamaktan, yalanıp yutmaktan başka bir şey bilmeyen tavuklar arasından kartal gibi olma yetisine sahip bir yaratık çıkar.

Yalnız kartal, bugün bile umudunu yitirmiş değildir. Bu yüzden kuluçkaya yatmayı, civcivler çıkarmayı sürdürmektedir.


15 Haziran 2016 Çarşamba

İrrasyonel….




Sizce tekerleme okuyarak kilo vermek mümkün mü?
Hangisini tercih edersiniz: Yüksek bir maaş mı yoksa iş arkadaşlarınızınkinden yüksek herhangi bir maaş mı?
Mavi gözlü annenin kızının mavi gözlü olması mı, yoksa mavi gözlü kızın annesinin mavi gözlü olması mı daha muhtemel?
Dönme dolaba binmek mi yoksa bisiklet sürmek mi daha tehlikeli?
Bir psikoloji deneyi içini birine öldürücü şoklar vermeyi kabul eder misiniz?

Kitabı isminden dolayı tetikte değilseniz, bu sorulara verdiğiniz yanıtların bazıları muhtemelen irrasyonel. Dahası, tüm soruları yanıtladıysanız kesinlikle irrasyonelsiniz, çünkü kimisinde yanıt vermeye yetecek kadar bilgi yok. Mutlaka yargıya vara ihtiyacı ise irrasyonelliğin sık rastlanılan sebeplerinden biri.

Stuart Sutherland’in İngiltere’de kült haline gelmiş ve yılardır çok satanlar listesinde bulunan kitabı İrrasyonel, pek çok psikolojik deneyinden ve gündelik yaşamdan çoğu zaman sizi şaşkınlığa sürükleyecek örnekler sunarak, irrasyonelliğin yaygınlığını ve olağanlığını gözler önüne seriyor. Ünlü Milgram deneyinden Genovese Sendromuna, Pearl Harbor bombardımanından şampuan reklamına kadar pek çok farklı olguyu inceleyerek, ‘’ içimizdeki düşmanın ‘’ nelere yol açabileceğini gösteriyor.

Bu kitabı okurken ‘’ Biri bunu bana çok önce anlatılmalıydı ‘’ diyeceksiniz.

Kesinlikle büyüleyici.
Oliver Sacks

Bu kitabı almalısınız, her evde bir tane bulunulmalı. Dahası uygarlığımızın gelişimi adına otel odalarının başucu çekmecelerine bu kitabı koymalılar.
The Guardian

İnanılmaz sürükleyici ve fevkalade iyi yazılmış.
Richard Dawkins

… kitabı neredeyse bir solukta okudum ve kendi kendime de ‘ neden bunu satın alır almaz okumadım ’  diye kızdım.
İsmet Berkan, Radikal

Baştan sona canlı, eğlenceli ve etkiliyeci.
British Journal of Psychiatry


Psikoloji romanlarını okumayı sevdiğimi artık biliyorsunuz.  Bu kitapta bu doğrultuda okuduğum ve oldukça keyif aldığım bir durak oldu. Kitap tanıtımında sorulan sorular ilgimi de çekti, tanıtımda yazanlarda merak uyandırıcıydı. Sonuç olarak, kütüphaneden bu kitap elimde evime doğru yol aldım. Ve akşamına kitap elimde, gözümden uyku akarken zar zor okumayı arım bırakıp yatmaya gidebildim.

İlk önce şunu söyleyeyim, kitap tanıtımında sorulan tüm soruların cevabı kitap içinde mevcut.
Özellikle; Hangisini tercih edersiniz: Yüksek bir maaş mı yoksa iş arkadaşlarınızınkinden yüksek herhangi bir maaş mı? Sorusunun cevabı beni çok şaşırttı. Kitabı okursanız eğer sizde bu cevaba şaşırır mısınız, merak ediyorum doğrusu.

Hadi kitabı biraz anlatayım artık;
Kitap 23 bölümden oluşuyor. İnsanların yaptığı en önemli irrasyonellilerini konularını içeren. 
Çok keyifle okunan bölümler bular.
Yazar psikolojik kavramları çok yoğun kullanmamış, kullandıklarını ise bu bilim dalından kişilerin rahat okuması açısından oldukça yalın bir şekilde açıklayarak kullanmış. O sebeple kitabı çok rahat bir şekilde okudum. Bilmediğim, anlamadığım kavramlar yoktu.
Hatta yazar istatistikîn önemini ve daha rasyonel kararlar almak için bu bilimi kullanmamız gerektiğini vurgulayıp, açıklamalar yaparken istatistiğe ait kavramlar içinde aynı açıklama yöntemini kullanmış.
Sanırsam kitabın bu kadar çok okunmasının nedeni de bu. Kavramları bilmeseniz de, hem yalın bir dille kavramı anlatıp örneklendiriyor kitap. O sebeple de daha çok okuyucuyu, bilim dışından olanları da kapsayabiliyor.
İnsanların irrasyonelliklerin okudukça sizde şaşıracak, hatta bazen bu irrasyonel insanların içinde olduğunuzu fark edip utanacaksınız belki de.

Kitapta okumaktan en çok zevk alığım, hatta beni zaman zaman kahkaha attıran kısım ise her bölüm sonunda yer alan Kıssadan Hisse bölümü. Konuyu özetlerden öyle komik ifadeler ile yazar özetlemiş ki, insanın yüzünün gülmemesi imkânsız bence.

Kısaca özetlemek gerekirse ben kitabı çok sevdim ve çok şeyde öğrendim. Dilinin de oldukça yalın olması nedeni ile sizlere de rahatça tavsiye edebilirim.

Olumsuz bir görüş söylemem gerekirse kitap hakkında; Kitapta verilen bazı istatistikî kavram ve yorumlar beni zaman zaman sıktı, okulda en sevdiğim derslerden değildi istatistik, ama bu tamamı ile benim ile istatistik arasında ki bir mevzu. Sizi sıkmayabilir belki…

Kitap hakkında düşüncelerimi paylaşmayı bitirmeden önce şunu da söylemek isterim: yazar esas irrasyonelliği görmek istiyorsa ülkemize gelmeliydi.  Hatta kitabın ismi bile irrasyonelden çok daha fazla bir tanımlamayı hak ederdi sanırı. Yazar vefat ettiği için bu mümkün değil ne yazık… Yazarın toprağı bol oldun diyerek bugünlük benden bu kadar…

Sevgiler…

Ufak bir not yazarın kendi manik depresif bozukluğunu anlattığı ve dilin de oldukça samimi olduğu söylenen  Breakdown okuma listeme alındı bile.



13 Haziran 2016 Pazartesi

Erdemliler…


Bu ramazan günlerinde, hafta sonu evde iftarı beklerden okumak için seçtiğim kitaptı Erdemliler.
Yazarı daha önce tanımıyordum, sadece kitap tanıtımında yazanları okuyarak kütüphaneden aldım.
Ve iyi ki almışım, çünkü iki gün boyunca elimden düşürmeden, bir sonraki sayfada ne olacak diyerek okudum. Yani oldukça sürükleyici bir kitaptı.

Kitap tanıtımında Dan Brown’un tahtına en büyük aday diye tanıtılmış yazar, k, bende buna katılıyorum. Onun tarzında bir kitaptı. New York’da ki bir Yahudi Cemaati çevresinde gerçekleşen olaylar, bu dinin ve cemaatin referans kaynakları eşliğinde olayları anlama ve çözme çabası.
Eğer sizde daha önce Dan Brown’un kitaplarını okumuş ve sevmişseniz bu kitaba da bir şans vermenizi öneririm.

Kafanızı dağıtmak, heyecan dolu bir maceraya girmek ve kahraman ile birlikte cinayetleri çözmek istiyorsanız sizi yazarın dünyasına davet ediyorum.
Kitap tanıtımı nerede derseniz; bu sefer ufak bir değişiklik ile yazımın sonunda sizlerle paylaşmak istedim.Bu ramazan günlerinde, hafta sonu evde iftarı beklerden okumak için seçtiğim kitaptı Erdemliler.

Yazarı daha önce tanımıyordum, sadece kitap tanıtımında yazanları okuyarak kütüphaneden aldım.
Ve iyi ki almışım, çünkü iki gün boyunca elimden düşürmeden, bir sonraki sayfada ne olacak diyerek okudum. Yani oldukça sürükleyici bir kitaptı.

Kitap tanıtımında Dan Brown’un tahtına en büyük aday diye tanıtılmış yazar, k, bende buna katılıyorum. Onun tarzında bir kitaptı. New York’da ki bir Yahudi Cemaati çevresinde gerçekleşen olaylar, bu dinin ve cemaatin referans kaynakları eşliğinde olayları anlama ve çözme çabası.
Eğer sizde daha önce Dan Brown’un kitaplarını okumuş ve sevmişseniz bu kitaba da bir şans vermenizi öneririm.

Kafanızı dağıtmak, heyecan dolu bir maceraya girmek ve kahraman ile birlikte cinayetleri çözmek istiyorsanız sizi yazarın dünyasına davet ediyorum.

Kitap tanıtımı nerede derseniz; bu sefer ufak bir değişiklik ile yazımın sonunda sizlerle paylaşmak istedim. 



Amerika’nın iki ayrı uçunda iki cinayet işlenir. Biri New York’un arka sokaklarında, diğeri ise Montana’nın ıssız ormanlarında. Hindistan’ın kalabalık kenar mahallelerinde Cape Town’un pırıl pırıl kumsallarına dek dünyanın dört bir yanında biz dizi cinayet işleniyordu, ama bunların birbirleri ile bir bağlantısı olmazdı.

İngiltere doğumlu The New York Times muhabiri Will Monroe bu cinayetlerin birbiriyle ilintili olduğunu sezinler, ama bir sabah güzel karısı Beth’i kaçırırlar. Beth gözlerini kırpmadan cinayet işleyebilecek adamların eline düşmüştür.

Umutsuzluk içinde kıvranan Will, elindeki ipuçlarını izleyerek insanlığın en eski inançlarından biri olan ve müritlerinin tutkuyla bağlantılı oldukları esrarengiz tarikatın kapısına ulaşır. Kutsal Kitap’ın derinliklerinde gezinen en eski kehanetleri ve mistik inanışları bir bilmece gibi çözerek gerçeğe ulaşmaya çalışır. Ve sonunda binlerce yıldır dünyaya hareket kazandıran ve insanlığın kaderini elinde tutan sırrı açığa kavuşturur. Ama her saat başı işlenen cinayetler ve her ipucu bir kodun altında gizlenmektedir, zamansa hızlı ilerlemektedir…

Konu ilginizi çektiyse, bu sürükleyici romanı okumanızı ve keyifli vakit geçirmenizi öneririm.
Sevgiler…


10 Haziran 2016 Cuma

Ben de Halimce Bedreddinem ...


Kendi kaleminden Radi Fiş’in özgeçmişi: 1924’te Leningrad’da doğdu. Babam da yazardı.1935’te ailem ile birlikte Moskova’ya gittik. 1941’de okullu bitirdim. Aynı yıl İkinci Dünya Savaşı başladı. Gönüllü olarak orduya yazıldım. Finlandiya cephesinde çarpışırken yaralandım, alt ay kadar hastanede kaldım. Oradan çıktıktan sonra Şarkiyat Enstitüsü’nün Çince bölümüne girmek istedim, yer yokmuş; Türkçe şubesine girdim, isabet olmuş.1944’ten beri Türk edebiyatı ile uğraştım, Nazım Hikmet’le dost oldum. Sabahattin Ali, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli’nin şiirlerini Rusçaya çevirdim. İkinci mesleğim gemicilik.Gemiyle Küba’ya kadar gittim.Yük gemisinde ikinci kaptan olarak çalıştım.

Şeyh Bedreddin, günümüzden altı yüz yıl önce yaşadı. Dönemin en büyük düşünürlerinden biri olarak çağını çoç çok aşan cesur fikirler ileri sürdü, güçlü bir toplumsal adalet ve özgürlük özlemini dile getirdi. Amacını gerçekleştirmek üzere, esilmiş Türk, Rum, Yahudi… Emekçilerini bir araya getirip eğitti. Osmanlı yönetimin karşı Anadolu tarihinin en önemli köylü ayaklanması onun adı ile anıldı. Ben de Halimce Bedreddinem, bu büyük halk hareketinin belgesel romanı. Türk ve Osmanlı tarihine yoğunlaşan Sovyet yazar Radi Fiş, ayaklanmanın yaşandığı dönemden bugüne kalmış tüm belgeleri titizlikle incelemiş ve dönemin ayrıntılı bir resmini çıkarmış ortaya. Hem karanlık ortaçağ, Osmanlı devlet yönetimi, taht kavgaları hem de Osmanlının baskısı altındaki halkın yaşayışı; hem dinsel bir örgüt altında gelişen muhalefet düşüncesi, hem halk isyanı başarılı ve akıcı bir roman tekniği ile anlatıyor. Günümüze ışık tutan bir geçmişin gerçekçi romanı.

Kitabın arkasında yazan tanıtım yazısında denilenleri paylaştıktan sonra benim kendi tanıtım yazıma geçmemin vakti gelmiştir.

Öncelikle Şeyh Beddredine ilgi duymama ve bu konuda bir şeyle okuma ihtiyacı hissetmeme neden olan hikâyemden bahsedeyim.
Günübirlik gezi için İznik’teydim. Gezerken rehberimiz Şeyh Beddredinin de burada sürgünde bulunduğunu söylediğinde, nedendir bilinmez, Şeyh Beddredin hakkında bir şeyler öğrenmek için büyük bir açlık duydum, neden sürgün edilişti, İznik’ten nasıl kaçmıştı ben bunların hiç birini bilmiyordum ve bunları öğrenmem gerekliydi. Hem de hemen. Bu konuda ki en büyük yardımcım internet oldu tabiî ki. Ama kitabın yeri de başka deyip Şeyh Beddredin hakkında yazılan kitapları internetten araştığımda çıkan kitap listesinde bu kitaba da rastladım. Yazarını hiç duymamıştım. Ve ben bilmediğim şeylere merak duyan biri olarak hemen kitabı almak istedim. Ama internetten değil! Kitabı görecek içine bakacak, kokusunu duyarak alacaktım. Ki zaten internetten kitap almayı pek sevmem. Ama kitabı İstanbul’da gittiğim kitapçılarda bir türlü bulamadım. Galiba bu kitabın bendeki öyküsü geziler sonucunda oluştu. Çünkü kitabı tesadüf eseri kısa bir hafta sonu tatili için gittiğim Eskişehir’de buldum. Alınma tarihi 08.12.2013 olarak not etmişim. Kitabı bir solukta okudum. Zaman zaman merak , zaman zaman kızgınlık, zaman zaman hüzün ile … O dönemi yaşayarak, hissederek okudum. Eğer biri bir gün bana beni etkileyen sarsan bir kitap listesi sorsalar bu kitap kesinlikle o listede olur. Şey Bedreddinin bugüne  taşıyan düşüncelerini  serüvenini merak eden herkese kesinlikle okumasını tavsiye ettim bir kitap…


Ağlama, Mecnun. Hakikat bizimle! Vasiyetimdir: Bedenimi, şu bakırcılar çarşısı yakınında bir yere gömüm…  Ama beni kara toprakta değil, hakikati anlamış insanların yüreğinde arayın!

8 Haziran 2016 Çarşamba

Dinle Küçük Adam…

Binlerce yılın bakış açından görebiliyorum sen,
Binlerce yıl geçmişten ve binlerce yıl gelecekten bakıyorum sana.
Kendinden korkma duygundan kurtulmanı istiyorum.
Daha mutlu ve daha insana yaraşır bir yaşam sürmeni istiyorum.
Kasılmış bir beden yerine, canlı, yaşayan bir bedenin olsun istiyorum;
Çocuklardan nefret etmek yerine onları sevmeni, karına ‘’ evlilik gereği ‘’ işkence yapmak yerine onu mutlu etmeni istiyorum.


Eğer sen;
Kendin olmayan düşüncelere hayran ama kendininkine değilsen…
Bir şeyi ne kadar an anlıyorsan ona o kadar çok inanıyorsan…
Kendi kendini köleliğe mahkûm ediyorsan…
Kendinden başka bir kurtarıcı arıyorsan…
İnsanların ancak sana değin düşünür, senle birlikte değil diyorsan…
Kitaplığa gitmektense bir boks maçı izlemeyi tercih ediyorsan…
Kendi mutluluğunu tüketip yitirip bitiriyorsan…
Dost sever, sohbet sever maskenin ardından son derece kaba b ir yaratık varsa…
Ben kimim ki kendi görüşlerim olacak diyorsan…
Ve bir kartalın tavuk yumurtaları üzerine kuluçkaya yatmasının sonuçlarını merak etmiyorsan…
Kesinlikle bu kitabı okumamalısın…

Ufak bir not kitaptaki çizimlerde en az kitap kadar iyi.

Amaç, ona varmak için yürüdüğün yoldur. Bugün attığın her adım, senin yarınki yaşamındır.

Sevgiler…


1 Haziran 2016 Çarşamba

Zeytindağı...



-Ahmed’imi gözdünüz mü?
Hayır… Hiç birimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü. Allah’ın Muhammed’e bile anlatamadığı cehennemi gördü.
Şimdi Anadolu’ya, batı’dan, doğu’dan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun haykırışarak esiyor. Anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş oğlunu arıyor.
Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu’dan utanır gibi, hepsi İstanbul’a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor.
Anadolu Ahmed’ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmet, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.
Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürebilecek bir haber verebilsek… Fakat biz Ahmed’i kumarda kaybettik!

Bugün size tanıtmak istediğim kitaptan bir alıntı ile yazıma başladım. Beni en çok etkileyen kısımdan…

Biz Ahmed’ kumarda kaybettik!

Belki de kitabın özeti bir cümle bu.
Kitap hakkında pek bir şey yazmak istemiyorum, dilli çok akıcı, hikâyesi etkileyici filan…Sadece bu kitabı okumak bütün kumarda kaybedilen Ahmed’lerin torunlarının borçudur. Çocuklularımızın kumarda kaybedilmemesii için…

Kitabın genel tanıtımı ve arka kapağında yazanları paylaşarak yazımı bittiriyorum.

Zeytindağı, insanın kanını donduran tarihi bir süreci, “bir imparatorluğun çöküşünü” o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçiğin Yemen’de, Aden’ de, Kanal’da, Gazze’de, Arap Çölleri’nde nasıl kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon “mecidiye altınını” bile nasıl bıraktığımızı hayretler içerisinde okuyacaksınız.
Cemal Paşa!nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Fatih Rıfkı, Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri bir destan olabilecek, askerlerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek.

Sevgiler...












25 Mayıs 2016 Çarşamba

Ben Sana Tutsak…

 
İskoçyalılar aşkları için savaşır; vatanları için ölürler.

Yatağındaki Düşmandan…
Leydi Amelia Sutherland, Duncan MacLean gibi bir adama boyun eğmektense ölmeyi tercih ederdi. Ancak acımasız İskoçyalı savaşçı yatağının yanıda dikilirken seçim şansı yoktu pek. Alev alev yanan gözleri, gelişmiş kasları ve parlayan savaş baltası ile Duncan, azılı düşmanı Richard Benett’i öldürmeye gelmişti fakat onun yerine nişanlısı, güzel ve masum Amelia’yla karşılaşınca onu kaçırmaya karar verecekti.

Kollarındaki Aşığa…
Duncan, sevdiği kadını öldüren Bennett’tan gelinini çalarak istediği kusursuz intikamı alabileceğini düşünüyordu.  Ancak Leydi Amelia bu intikam planında bir piyondan fazlası olduğunu ispatlayacak: cesareti ve güzelliği ile,  Duncan’ın ruhunda kimsenin ulaşamadığı bir yere dokunacaktı. Amelia da onu tutsak eden İskoçyalı’ya buyun eğip aşık olduğundaysa ise gerçek savaş başlayacaktı.

Size bir sır vereyim mi, İskoç Tarihi ile iç içe geçmiş aşk romanlarına bayılırım.
Benim kafamı dağıtmamdaki ilke tercih kitaplarımdır bu tarz kitaplar.
Kitap hakkında yazacak çok bir  şeyim yok. Bir aşk romanı tanıtımından da anlayacağınız gibi.
Çok fazla bir şey beklenmeyecek, sadece zamanın hoşça geçirmemizi sağlayacak kitaplardan biri idi.
Daha ziyade bayan okuyucuya, romantik bayan okuyucuya hitap eden bu romanı ben sevdim.
İçinde bazı mantık hataları, anlatımda ki bazı tek düzeliklere  rağmen.

Sevmediğim tek şey ise kitaplardaki erkekler nerde bulabileceğimizi söylemesi.
Bilen varsa yorum bıraksın?

Şaka bir yana, bu kitabı okuyarak, kafamı biraz dağıtmama vesile olan sevgili Okuma Günlüğüm Bloguna çok teşekkür ederek yazımı bitiriyorum.

Hayatınızda aşkın hiç eksik olmaması dileği ile,

Sevgiler…

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Güzellik Geçicidir Akıl Baki Kalır...


Yargıç Judy Sheindlin, Amerika’da çok tanınmış bir ‘’ Aile Mahkemesi’’ yargıcı. Yargı. Judy aynı zamanda, kendi adını taşıyan televizyon programı1aralıksız sürdürüyor. New York’dan yapılan yayın 6 yıldır ülke genelinde her gün 10 milyondan kişi izliyor. Bu rakamla Yargı. Judy, Amerika’da rekor izleyiciye sahip televizyon programcıları arasında yer alıyor.

Bir yargıç, bir eş, bir anne ve hatta bir büyükanne olarak Yargıç Judy bu kitabında, kendine özgü zekâsı ve bilgeliği ile milyonlarca kadına dâhiyane küçük sırlar veriyor.
Yargıç Judy’nin kadınlara verdiği altın bir kural var: Kadınlar akıllarını başlarına toplamalı, kendi kimliklerinden taviz vermeyi bırakmalı ve ‘aşk’ adına aptalca kararlar almaktan vazgeçmeliler. Kendilerinden başka herkesi memnun etmeye çalışmakla ömürlerini tüketmemeliler. Eş seçmek yerine kendini seçilmek üzere sunan kadının sonu, her zaman hüsrandır.

Yargıç Judy daima, her koşulda değişmez bir tavsiye sunuyor: Yıllar sonra ‘ eyvah’ dememek için şunu asla unutmayın; güzellik geçer, akıl baki kalır…

Hafta sonu okumak için kütüphaneden aldığım bir kitaptı bu. Başlığı ve arka tanıtımı benim ilgimi çekmişti.

Kitabın yazım dili oldukça akıcı, kitabı nasıl başladım nasıl bittirdim anlamadım. Ama içerik olarak beni tatmin etmedi. Ve inanıyorum ki belli bir yaşın üstü olan bir bayanın bilmediği hiç bir şey söylemiyor. Ama genç bayanlara için yeni birçok şeyler söyleyecektir. O yüzden bu kitabı genç bayanlarımıza rahatlıkla önerebilirim.

Kitap benim bilmediğim bir şey söylemese de, kadının kocası ile ilişlikilerinden verdiği örnekler, anlatımı tarzı beni oldukça güldürdü.
Özellikle evde yapılan işleri takdir etmeyen bir eşe evde ne işler yapıldığını öğrenmesi için yaptıkları…
Ve her evde sorun olduğunu düşündüğüm klozet kapağı sorunu…

Kitabı özellikle 20 yaş altı bayanlara öneririm, çünkü Güzellik Geçicidir Akıl Baki Kalır ve bir meslek sahibi olmak bir bayan için yaşamsal öneme sahiptir. Bunu anlamaları yollunda bir deneyim kadar olmasa da en azından akıllarında bir ünlem olur belki bu konular.

Baki kalan aklınızla birlikte içinizin güzelliği de daim olacağı bir yaşam dileği ile;
Sevgiler…









3 Mayıs 2016 Salı

Tibet’in Gençlik Pınarı ( Birinci Kitap ) ...

Tibet’in Gençlik Pınarı ( Birinci Kitap )
Bugün size farklı, en azından benim okuma alışkanlığımda olmayan bir tür olduğu için, bir kitabı paylaşmak istiyorum.
Öncelikle kitapla tanışma hikayem ile başlayayım. Böyle bir kitabın varlığından annem sayesinde haberim oldu. Kendisi gündüz kuşağında dinlemiş akşam işten yorgun argın geldiğimde bana büyük bir coşku ile bu gün izlediği programdan ve kitaptan bahsetmeye başladı. Hafta sonu bunu mutlaka alıyorsun ve okuyorsun! Diyerek de olaya son noktayı koydu. Emir büyük yerden olunca alıp okumakta bize düştü tabii…

Kitabı açık söylemek gerekirse biraz tereddütle aldım. Benim okuduğum tarz kitaplardan değildir. Ve bu tarz, sağlıklı yaşam, alternatif yaşam rehberleri v.b. kitapları da pek inandırıcı bulmadığımdan annemin hatırına aldığım bir kitap olarak benim tarihime geçti.

Kitap 106 sayfa. Anlatım dili de oldukça akıcı. O sebeple okuması oldukça rahat oldu. Hafta sonu hem kitap alınıp hem okunmuş oldu böylelikle. Görev tamamlandı yani…

Şimdi asıl konuya gelelim değil mi? Yani kitaba!
Kitap öncelikle kitabı hakkında okuyucu yorumları, daha doğrusu kitabın içinde yazanları uygulayanların yorumlarlı ile başlıyor. İlginci yazılar var doğrusu.

Çalışmaların fiziksel, duygusal ve zihinsel etkileri inanılmaz. Hakkımda çok daha iyi şeyler hissediyorum; çok daha canlı ve genel olarak daha hoşnuttum. Zihnim daha hızlı ve daha berrak. Fiziksel duruşum inanılmaz derecede iyileşti. Bu kitabı her yaştan her insan için hararetle tavsiye ederim.
Steven Hunt, Troy, Michigan

Beyaz saçlarım açık kahverengiye geri döndü. Tek bir beyaz saçım bile kalmadı. Bunun yanıtını bilemiyorum.
-Ellie Stevens, Okanogan, Washington

Sizinde ilginizi çekti mi bilmiyorum ama bunun gibi kitapta yazılanları uygulayınca olağanüstü etkileri olduğunu iddia eden, iddia eden kelimesini özellikle kullandım, okuyucu yorumları mevcuttu. Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu yazılanları biraz şüphe ile yaklaştım. Buna karşı kitabı da daha çok merak etmeme yol açmadı değil bu yorumlar.

Daha sonra çevirmenin kitap hakkında yorumları ve yazarın önsözü ile kitap devam ediyor. Kitabın önsözünde yazarın hekim olduğunu yazması benim okuduklarıma biraz daha ciddiyetle yaklaşmam neden oldu. Daha önce dediğim gibi bu tarz kitaplara biraz önyargılıydım. Yazar önsözünde kitapta yazanları uygularken takip etmemiz gerekn yol hakkında önerilerde bulunması önsözü bizim için önemini artırdığını düşünüyorum .

Yazar kitabı hakkında;
Tıpkı atletlerin ve oyuncuların hazırlanıp çalışması gibi sizinde hazırlanıp çalışmanız gerekmektedir. Bırakın bu kitap, sizin antrenörünüz olsun….
Son olarak, gençlik pınarının kendiniz olduğunu unutmayın İşin başında sizsiniz….

Demekte. Ve daha sonra birinci bölümde beş ayini içerdiği felsefe ile birlikte yapılması gereken bedensel aktiviteler ile birlikte anlatmakta. Burada belirtmek istediğim yapılması önerilen bedensel hareketlerin hiç birinin çok zor olmaması, beden ve yaş durumuna göre bu zorluk kavramı değişmekle birlikte şunu rahatlıkla söyleyebilirim hiç birisi yapılması imkansız değil.
İkinci bölümde ise altıncı ayinden bahsediyor.
 Altıncı ayini daha sonra ayrı olarak bahsetmesinin nedeni bu altıncı ayini ancak beş ayini yapıp yararlı sonuçlar elde edenlerin uygulayabileceği için bu ayini ayrı olarak verdiğini söyleyerek ayinin açıklamalarını yapıyor.
Üçüncü bölüm ün içeriği ise bölüm başında yapılan alıntıdan anlaşılıyor zaten.

Yaşamını uzatmak için öğünlerini azalt.
-Benjamin Franklin

Bu bölümde beslenme alışkanlıklarımız hakkında kısa bilgiler vererek daha sağlıklı beslenme konusunda bize bazı ipuçları veriyor.

Daha sonraki iki bölümde de yazar ilginç ve bir o kadarda faydalı bilgileri paylaşmaya devam ediyor.
Kitabın en son bölümünde ise ayinlere yönelik ufak notlar bulunuyor. Sağlık problemleri olanların bu ayinleri uygularken dikkat etmesi gereken noktalar gibi.

Kitap genel hatları ile böyle. Kitabı almanızı tavsiye ederim. Ancak şunu itiraf etmem gerekirse kitabı okumam karşın kitapta yazanları ha bugün, ha yarın diyerek uygulamaya başlamadım. Aranızda bu kitabı okuyan ve içinde yazanları uygulanan var mı? Peki, bu kitapta yazanları uygulamaya benle birlikte başlamak isteyen olur mu? Belki sonra deneyimlerimizi anlattığımız bir yazı yazarız. Ne dersiniz güzel olmaz mı?

Kitabın tanıtım yazısında yazanlara gelince;
Bu kitap, Gençlik Pınarının kadim sırlarını bulmak için uzak ve gizemli Himalaya dağlarına giden ve onu bulan bir adamın gerçek öyküsüdür!
Binlerce yıl boyunca yasak olan Tibet bölgelerinin derinlerinde gizlenen kayıp manastır, büyük bir özenle korunan gençlik sıralarına sahiptir. Bu sır, uygulanması son derece kolay ama insanın yaşamını sonsuza dek değiştirme gücüne sahip olan beş adim ayindir. Bu kitap, bu manastırda yaşayan Lamalardan öğrenilen olağanüstü sır hakkında yazılmış tek kaynaktır. Kitapta açıklanan beş temel ayin, herkesin kendini çok genç hissetmesini ve görünmesini aynı zamanda büyük bir canlılık kazanmasını sağlayacak güce sahiptir.
www. Dharma.com.tr

27 Nisan 2016 Çarşamba

Bel Canto…



Bir Latin Amerika ülkesinde, başkan yardımcısının evinde, Japonya’nın  ‘’ elektronik devi ‘’ Bay Hosokawa onuruna görkemli bir doğum günü partisi verilir. Amaç güçlü iş adamının ülkeye yatırım yapmasını sağlamaktır. Ünlü soprano Roxanne Coss, dünyanın dört bir yanından gelmiş seçkin konukları sesiyle büyüler. Kusursuz bir gecedir. Her şey yolunda gitmektedir. Ta ki, gerillalar partiye katılanların tümünü rehin alana kadar. Ama herkesi korkuya düşüren bu beklenmedik olay giderek bambaşka bir havaya bürünecek; rehinlerle gerillalar arasında umulmadık bağlar kurulacak; apayrı kıtalardan insanlar arasında yakınlıklar oluşacak; dostluklar, tutkular ve aşk beklentileri, engellenmesi olanaksız gerçek tehlikeyi bile unutturacaktır insanlara.

Ann Patchett’in trajikomik romanı Bel Canto, Puccini’den aryalar arasında ve silahların gölgesinde, insanoğlunun şiddet ve yıkılıcılığa yatkınlığı ile güzellik ve aşka duyduğu karşı konulmaz eğilimi yan yana getiren, ürkütücü, büyüleyici bir yapıt.

Nasıl tanıtım oldukça ilgi çekici değil mi? Bende kitabı okumaya neden olduğu kesin.
İlk başlarda yani ilk 50 sayfaya kadarda soluk soluğa olmasa da kitabı okuyabildim. Ama rehin alınma süreci, rehineler ile gerillalar arasındaki ilişki bana hiç inandırıcı gelmedi bu süreçte. Okudukça da kitaptan sıkılmaya başladım. Ve kitabı okumaya ara verdim. Ve bir daha okumaya devam etmek hiç içimden gelmedi daha sonra, kütüphaneye teslim etme süremde dolmaya başlayınca, kitaba devam etmemeye ve geri vermeye karar verdim.

Kitabı bitirmesem de okuduğum ilk bölümleri hakkında kısa bir yorumda bulunmam gerekirse; kitabın dili çok akıcı değil. Ama benim için esas sorun öyküdeki inandırıcılık oldu. Anlatılan hikâye bana hiç ama hiç inandırıcı gelmedi. Özellikle gerillalar ile rehin alınanların ilişkileri, rehin alınmışken piyan çalınıp şarkı söylenmesi.

Bu sebeple de kitap bana bir sonraki sayfada ne olacak hissi vermediği için 2016 yarım bırakılan kitaplar listeme dâhil oldu.

Kitap hakkında yorumları okuduğumda oldukça güzel yorumları görmem ve okumama rağmen, ben bu kitabı pek sevmedim, maalesef…
Peki, siz bu kitabı okudunuz mu?
Yorumlarınızı benimle paylaşır mısınız?
Sevgiler…


Büyük Düşünmenin Büyüsü…


Başarının Sırlarını Elde Etmek
Hep Olmasını Hayal Ettiklerinizi Başarmak
Mülk Edinme
Maddi Güvence
Güç ve Nüfuz
İdeal İş
Doyurucu İlişkiler
Ödüllerle Dolu Keyifli Bir Hayat

Bütün dünyada milyonlarca insan Büyük Düşünmenin Büyüsü’nü okuyarak yaşamlarını geliştirmişlerdir. Motivasyon konusunda büyük bir otorite olarak kabul edilen Dr. David J. Schwartz size daha iyi satış yapmak, daha iyi yönetmek, daha çok para kazanmak ve hepsinden önemlisi de daha büyük mutluluk ve zihin dinginliği bulmak konularından yardımcı olacaktır.

Büyük Düşünmenin Büyüsü size yararlı yöntemler sunar, boş sözler değil. Dr. Schwartz işinizden, evliliğinizden, aile yaşamınızdan ve çevrenizden alabileceğinizin en iyisini almanıza yardımcı olmak üzere dikkatle tasarlanmış bir program sunmaktadır. Büyük başarı ve doyum elde etmek için entelektüel veya üstün zekalı olmanızın gerekmediğini kanıtlar. Ancak sizi hedefe götürecek biçimde düşünme ve davranma alışkanlığına sahip olmanız gerekir. Bu kitap size bu sıraları verir.

Yazar ilk önce bu kitaptan nasıl yararlanabileceğini anlatan bir bölüm ile kitabına başlıyor. Daha sonra ise yöntemleri on üç bölümde veriyor. Yaşamda bizi en çok etkileyen konular hakkında açıklamalar, örnekler ve bize önerileri olan bölümler bunlar. Özellikle iş yaşamında uygulanabilecek çözümlemeler veriliyor.

İş yaşamından da birçok örnekler veriyor. Kitapta anlatılan yönetici örneklerini okurken kendi çalıştığım yöneticileri düşündüm. Arada farkı anlatmam, değerlendirmem mümkün değil. Hani bir laf vardır ya elma ile armut toplamaz diye. İkisi de ayrı dünyaların insanları. Sonrada Amerika ( kitabı yazarı Amerikalı) ile Türkiye'nin milli gelir arasındaki farkı düşündüm. Ve bu farkı anladım.

Genel olarak kitabı değerlendirmem gerekirse de; Kişisel gelişim kitapları maceramda ki bu duraktan çok yeni bir şeyler öğrenmesem de, yinede keyifli bir okuma oldu benim adıma. En azında bildiklerimi tekrarladım, konularla ilgili örneklerimi zenginleştirdim.

Kitabın dilli de akıcı, sizi sıkmıyor bu arada.( Yazımı bitirmeden bunu belirtmesem olmazdı.)
Bugünlük paylaşımım biraz kısa olsa da, umarım yazımı sevmişsinizdir.
Sevgiler…



25 Nisan 2016 Pazartesi

Tongue Fu…

Sözlü Dövüş Sanatı

İnsanlararası iletişimde husumeti, anlaşmazlıkları ve yanlış anlamaları uyuma dönüştürmek
Sözlü çatışmalardan, ağız kavgalarından ve sinir patlamalarından kaçınmak
Sözünüzü, insanlarla huzurlu bir birlikteliğin aracı haline getirmek istemez misiniz?
Sözlü dövüş sanatı Tongue Fu size bunların yolunu gösteriyor.

Tongue Fu ile şu teknikleri kolaylıkla öğrenebilirsiniz:
Unutmanız gereken sözler ve kullanmanız gereken sözler hangileridir?
‘’ Haklısınız ‘’ demenin muazzam dönüştürücü gücünden nasıl yararlanırsınız?
Sözel zorbalarla nasıl başa çıkarsınız?
Başkaları bamtelinize dokunduğunda ne yapabilirsiniz?
Onurunuzu koruyarak münakaşalardan nasıl sıyrılabilirsiniz?
Ne diyeceğinizi bilmediğinizde ne diyebilirsiniz?
Susmayı kendi yararınıza nasıl kullanabilirsiniz?
Duygularınızı nasıl kontrol edebilirsiniz?

Sondan söyleyeceğimi başta söyleyerek kitap hakkında ki görüşlerimi paylaşmaya başlayayım:
Bu kitabı, özellikle 20 yaşlarında olan yeni hayata atılan, iş, okul v.b. evinden başka bir çevreye girip insanlar içine karışıp var olma savaşına giren tüm genç arkadaşlarıma şiddetle öneririm.

Benim yaşlarımda olan arkadaşlarıma ise, öğrenecek bir şeyler mutlaka bulacağınıza inanıyorum.
Mesela ama verine ve kullanmanın önemini öğrenebilirsiniz.  Ben artık ama kullanmamaya karar verdim.  Sözel zorbalarla başa çıkma yöntemine ise kesinlikle katılıyorum, eğer kitabı okursanız fikriniz benden yana mı olur, yoksa sizin yönteminiz farklı mı?  Merak ediyorum doğrusu.

Okuması çok rahat bir kitap, mesajını çok rahat veriyor. Örneklerle de konusunu zenginleştiriyor.
Kısaca ben kitaptan hem zevk aldım, hem de yeni şeyler öğrendim.

Eğer sizde sözel olarak her gün yaptığımız savaşta kazanmak istiyorsanız bu kitaba bir şans verebilirsiniz.
Bu yorumu otobüste yazdığım ve ineceğim durağa gelmekte olduğum için burada bitiriyorum.
Sevgiler…