2 Aralık 2015 Çarşamba

Gittikçe Gençleşin…

 Öncellikle şunu belirteyim ki yazı biraz uzun. Kendi görüşlerim yanında kitapta da bol bol alıntı yaptım. Ki bence bu alıntılar olmasa bu yazıda bir şeyler eksik kalırdı. Sabır gösterip sonuna kadar okumanız dileği ile…
Normal yaşlanma normal değildir!
Her sene giderek daha genç olabilirisiniz.
Biyolojik saatinizi geri alıp yaşlanma sürecini geriye çevirebilirisiniz.Seksen yaşındayken de dinç, sağlıklı ve hayat dolu olabilirisiniz.
Yaşanmaya bağlı hastalıkların yüzde ellisini ve yaşlanmaya bağlı çöküşün yüzde yetmişini kesinlikle durdurabilirsiniz.
Yaşlılık biliminde yaşanan bir devrimin tam ortasında bulunuyoruz. Bu devrimi yaratan kapsamlı ve sıra dışı bilimin bulguları halen değerlendirme aşamasında; ancak temel hatlar belirlenmiş durumda. Kırk ile doksan yaş arasındaki herkesin giderek gençleşmesini mümkün kılan temel bilgiye sahibiz. Bu bilgiyi dikkate alırsan, önceki nesillerden, daha doğrusu biyolojik zamanda şimdiye dek yaşamış herkesten çok daha genç, dinç ve sağlıklı bir ömür süreceğiz.
Herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir dille aktarılmış yepyeni bir bilimin kitabı. Dr. Henry Lodge ve Chris Crowley’in tavsiyelerine uyan herkes hem zihinsel hem de fiziksel yaşlanmayı durdurabilir.

Dr. K. Craig Kent / New York Presbyterian Hastanesi, damar cerrahisi şefi

Özellilikle de hayatında değer verdiği ir erkek olan her kadının mutlaka okuması gereken bir kitap. Eşinizin salıklı ve uzun bir ömür sürmesini sağlayabilirsiniz.
Dr. Hilda Hutcherson / New York Kadın Cinsel Sağlık Merkezi Yöneticisi
Yaşlandıkça, dinç, zinde ve formda kalmanın yolu.

Dr. Peter Scardino / Meorial Sloan - Kettering Kanser Merkezi
Üroloji Departmanı Bölüm Başkanı
Kitap tanıtımında yazanlar bunlardı. Benim kitap hakkında ki görüşlerim için ise okumaya devam lütfen.

Blogumu yeni açmış olsa da, belki aranızdan bir kaçınız fark etmiştir, zaman zaman bazı kitap türlerine takılıp kalıyorum ve belli bir süre o tür kitapları okuyorum.  İşte bu sıralar sağlık kitapları, özellikle de gençleşmeye yönelik kitaplar ilgimi çekiyor. Sağlığa olan ilgimden dolayı mı yoksa yavaş yavaş yaşlanmaya başlamamdan dolayı mı? Bu soruya cevap vermesem nasıl olur?  Israr mı ediyorsunuz? Tamam, o zaman, tabiî ki sağlığa olan ilgimden… İşte bu ilginin sonucu kütüphaneden bu kitabı almış bulundum. İtiraf etmem gerekirse e kitap tanıtımına nede kitabın içeriğine dikkat ettim. İsmi benim için yeterli gelmişti. İyi ki de yetmiş, çünkü kitap içeriğine dikkat etsem bu kitabı büyük bir ihtimal ile almazdım. Ve bu güzel kitabı okuma şansını kaçırırdım. Çünkü kitap bana kesinlikle hitap etmiyor. İlk önce kitap emekli olanlara yönelik ki benim emekli olmama senelerrr var. İkincisi neden de kitap daha ziyade erkeklere yönelik yazılmış ki ben erkek değilim. Ama tüm bunara rağmen ben kitabı büyük bir ilgi ve zevkle okudum. Şimdi o nedenleri ve benim ilgimi çeken noktaları sizlerle paylaşmaya başlayayım.
Kitap iki yazara sahip; birisi konu hakkında uzman olan bir doktor diğeri ise hasta yani yaşlanma sürecindeki biri. Kitap bölüm bölüm gidiyor. Bir hasta birde doktor olacak şekilde. Yaşlanma sürecindeki kişi yaşadıkları aldığı önlemleri ve bu süreçte yaşadıklarını anlatırken doktorda bunun bilimsel açıklamasını yapıyor. Bu bilimsel açıklama oldukça basit bir dille, kolay anlaşılabilir bir şekilde yapılmış. Mesela bana bugün bir kalp krizi nasıl oluşur deseniz size bunu rahatlıkla anlatabilirim. Kitabın dilli yani oldukça akıcı yani. Zaten konu beni o kadar ilgilendirmese de, kitabı bir çırpıda bitirmeme neden olan bu akıcı anlatım oldu.
İlk önce kitabın ama felsefesi olan söze burada yer vereyim.
Yaşlanma, doğanın verdiği bir karardır; bozulma ise sizin verdiğiniz bir karar.
Yani yaşlanmak kaderimiz olsa da bunu etkileri olan bedensel ve zihinsel zayıflama kaderiz değil.
Gerileme olarak nitelendirilen değişiklikleri hem zihinsel hem de bedensel olarak değiştirmemiz mümkün. Tabii yoğun bir caba ile. Oturarak değil!
Kitabın en önemli mesajı haftada altı gün egzersiz yapmanız. Kesinlikle altı gün.  Kesinlikle daha az değil.  Emekli iseniz nasıl işe gidiyorsanız aynı disiplin ile. Burada beni getirebileceğim bir eleştiri var yalnız. Egzersiz programı sadece erkeklere göre düzenlenmiş. Peki ya biz?  Ama bende en azından haftada altı gün bir egzersiz  yapmamızın biz bayanlar içinde şart olduğunu düşünüyorum. Ve bu egzersizleri de detaylandırıyor ve bize faydalarının ne olduğunu bilimsel olarak açıklıyor. Mesella ;
Düşük yoğunluklu hafif aerobik egzersizler yağ yakarken, yüksek yoğunluklu ağır aerobik egzersizler glikoz yakar.
Burada önemli olan, yavaş ve uzun egzersizin kaslarınızı, kalp ve dolaşım sisteminizi geliştirdiği; yağ depolarınızı kullanıma soktuğu ve bedeninizin tamamını onardığıdır.
Uzun ve yavaş egzersiz modern hayatın süreğen yangısının ta tersidir; içinizde bir gençlik akıntısı oluşturur.
Sporu uzun addede yapacağımız için istediğimiz herhangi bir dalı seçmede serbest bırakıyor. Ama içinde kuvvet egzersizleri olmak kaydıyla.

Ne yapmaya karar vermiş olursanız olun, karar verdiğiniz şeyi yapın. Kuvvet egzersizleri, hayatınızın geri kalanı için kritik bir öneme sahiptir ve bu egzersizleri yapmaya her yaşta başlayabilirsiniz. Hareketsiz bir yaşam süren, yetmiş yaşında bir insan kuvvet egzersizleri yaparak üç ay içinde bacaklarını olduğundan iki kat daha güçlü hale getirebilir.
Aerobik egzersizleri hayatınızı kurtarır; kuvvet egzersizleri yaşamaya değer kılar.
Ve ben bu egzersiz disiplinine ne kadar erken başlarsak o kadar iyi olduğunu düşünüyorum. Otuz yaşını aştıktan sonra artık bedenimize daha iyi bakmamız gerekmiyor mu?
Ne kadar erken başlarsanız aldığınız sonuç o kadar iyi olur ki bu da bizi emeklilikten önceki on yıllık zaman dilimine getirir. Hala tam gaz çalışırken egzersiz yapmak pek çok kişiye zor gelir. Son derece yoğun olan çalışma programınıza egzersizi dâhil etmek tüketici görünebilir ama bu bakış açısı aslında yanlıştır.  Gün sonundaki yorgunluğumuzun nedeni çok fazla egzersiz yapmış olmamız değil, yeterince egzersiz yapmamanızdır. Hareketsizlik bizi zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak tüketir.  Her akşam eve tükenmiş olarak gelmek yaşamak değil, hayata kalmaktır. Üstelik pek çok araştırma, formda olduğumuz zamanlarda işteki üretkenliğimizi arttığını gösteriyor; b artış da egzersiz için harcanan zamanın hakkını fazlası ile veriyor. Ayrıca evdeki faaliyetlerimiz de daha verimli oluyor; daha az uyku ile daha tatmin edici sonuçlar alıyoruz. Yaşam kalitesine birazcık olsun değer veren kimseler için egzersize harcanan zaman kesinlikle bir kayıp değildir.
Nasıl, sizinde ilginizi çekti değil mi? Daha detaylı bilgiler ve egzersiz önerileri için kitabı okumanızı şiddetle öneririm.
Şimdi de kitabın ikinci kısmı olan beslenme kısmına göz atalım. Kitabın bir felsefesi var bu konuda, ki bende kesinlikle buna katılıyorum: Kesinlikle diyet yapmayın. Sadece yediklerinizi gözden geçirin. Zaten artık hepimiz neyin bizim için zararlı olduğunu biliyoruz. Bunları hayatınızdan çıkaracak şekilde bir beslenme düzeni oluşturun. Ve bunu yaparken bunu mutfak da değil, markette yapın! Yani bu yiyecekleri eve sokmayın artık…
Burada kitaptan alıntı daha yapmak istiyorum. Beni çok güldüren bir alıntı oldu bu.
Piramidin en tepesindeki bayraktır patates kızartması. Başlangıçta sadece bir patatestir; yani tam bir karbonhidrat deposu. Fakat ardından doymuş yağda kızartılarak çok, çok daha kötü bir yaratığa dönüşür. Evrende kötülük diye bir şey varsa, patates kızartması şeklinde vücut bulduğu muhakkak; cennetlik tadına rağmen şeytanın ta kendisine ait bir yiyecek.
Bir patates kızartması ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Özellikle zararı… Ama ben yinede bu küçük şeytanı çok seviyorum ve arada biraz kaçmak yapıyorum. ( Aman, aramızda kalsın!)
Egzersizimizi yapıyoruz, beslenmemize de dikkat ediyoruz artık. Yani bedensel yaşlanmamızı durdurmadık ama bozulmamızı engelledik o zaman. Peki, geriye ne kaldı; zihinsel ve duygusal bozulmamızı durdurmak. Kitap burada toplumsallaşmamızın, insanlar ile ilişkilerimizi daha geliştirmemizi, eve tıkılıp kalmamızı, bir uğraşımızın olması, bir hobimizin olmasını kesinlikle ve kesinlikle öneriyor. 
Dolayısı ile hayatınızı kendi kontrolünüz altına alın. Birtakım organizasyonlar yapın. Risk alın. Köprüler kurun. Elbette kurduğunuz köprülerden bazıları yıkılacak, bazıları da sizi pek hoşlanmadığınızı anladığınız insanlarla bir araya getirecektir ama olsun. Bunlar sayesinde iyi arkadaşlıklarda kuracaksınız. Üstelik sürünüzde yer alan herkesten hoşlanmasanız bile yine de bir sürüye ihtiyacınız var.
Ki bu bizim tüm yaşantımız süresince yapmamız gereken bir şey değil mi?
Kitap kısaca böyle. Ben kitabı çok sevdim ve sizinde okumanızı isterim. Kitaptan son bir paylaşım yaparak yazımı bittiriyorum.
Yaşlanma olarak adlandırdığımız belirtilerin çoğu bozulmadan ibarettir ve bozulma tercihe bağlıdır; sizin kontrolünüz altındadır. Hayatınızdaki kimi değişiklikler sizin kontrolünüzün altında olmaya bilir ama bu sizin kontrolünüzdedir. Hayatın dizginlerini, hem fiziksel hem duygusal anlamda ele almak, standart emekliliğe ve yaşlanmaya karşı en iyi panzehirdir. Bu süreç egzersizle başlar. Egzersiz, toplumun yaşı insanlara verdiği o gülünç mesajı, yani sadece işten değil hayattan da emekli olmaları gerektiği mesajını tersine çevirir.  Toplum size, yaşlandığınızda genç bir hayat sürmenin; güçlü, formda, zihinsel ve cinsel acıdan aktif olup çevrenizdeki olaylar ve insanlarla ilgilenmenin doğal olmadığını söyler. Bu mesaj kesinlikle yanlıştır. Gelişme ve hayat dünyada ki en doğal şeydir. Doğal olmayan, bozulmanın ta kendisidir. Chris iyimser bir adam çünkü forma girerek kendini toplumun önyargılarından özgür kıldı. Bu ona, hayatının geri kalanında hem fiziksel hem de duygusal anlamda yaşama sevinci ve dolu bir hayat sürme isteği verdi.
Yazımı bitirmeden şunu da söylemeden yazıyı bittirsem olmaz bence. Kitaptaki yaşlı kahraman Chris bütün bu önlemleri yaşamının geri kalanını daha kaliteli geçirmek için ve kendine daha kaliteli bir yaşam sağlamak için yapıyor. Eğer siz bu kitabı okur kitapta yazanları yaparsanız bu yaşamınızın daha kaliteli olmasından ziyade ikinci işinizde gençlerle daha rahat yarışabilmek ve bu yarışta çok geri kalmamak için yapacaksınız. Alacağınız emekli maaşı ile Chris gibi kayak yapmaya mı gideceğinizi düşünüyorsunuz yoksa?
Sevgiler…


0 yorum:

Yorum Gönder

© Kelepir Kitaçı by Dilek..., AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena